“İnsanlar cellatlarını tanımak istemez, cellat da tanınmak istemez. Mahkûm sonsuzluğa yürürken gözlerine dikilen son bakışlarda yumarken gözlerini, her ne kadar somutta duran gözlerinin açık gittiğine inanılsa da, ilişik kalır mı bu dünyaya bilmiyorum. Ama celladın darağacına gönderdiği mahkûmla hiçbir yakınlık talebi olmaz, aksi yol için elinden geleni yapar.”

Duman’dan

“Çolak, yamuk vücudunu doğrulttu, eğri eğri yürüyerek evin önüne geldi. Gördükleri ağzı dili olsa şu köyü çığlıklara boğardı. Soner’i bitirme umuduyla gittiği meydanda bir kıyım gördü. Nasıl bir köydü burası, sustukları her şey, o gece Fadime’nin yetimini kustu. Kustu genç bir çiçeği parçalayıp da kustu.”

“‘Bir değirmen gibi içinde öğütüldüğümüz hayattan işe yarar mı çıkacağız?’ sorusunu sormanın vakti gelmedi mi? Susmanın bir meziyet olamadığını öğrendiğimde küçüktüm, büyük büyük cümlelerime kol kanat olacak gücüm yoktu ki kitabına uydurulan bu katliama dur diyebilseydim.”

Salıncak’tan